ANAYASA MAHKEMESİ NE YAPMAYA ÇALIŞIYOR?

2008-11-01 07:48:00

ANAYASA MAHKEMESİ NE YAPMAYA ÇALIŞIYOR?

Örtünmek İçin Giyinenleri Ayıplayan Yarı Çııplakların Sosyal Sevişmeleridir Canımı Sıkan...
29-10-2008 10:23:07

         

      Yine Türkiye, yine demokrasinin beynine inen bir balyoz üstelik demokrasi adına indirilmiş. Demokles'in kılıcının gölgesinde üstüne üstlük. Nedir demokrasi? Kimdir demokrat? Nedir bu dillere pelesenk olmuş, üzerinde bir türlü anlaşılamayan garip şey.           

     Bazı insanlar bazı şeyler yaparlar, bunlar bizim demokratik haklarımızdır derler, buna mukabil bazı kurumlar da bunları yasaklar, gerekçe, antidemokratik olması. "Ötekiler" bastırır demokrasi isteriz diye, berikiler dayatır alın size demokrasi diye. Bu cümbüş biteviye sürer gider. Tabi cümbüş diyoruz ama, hep öyle güllük gülistanlık değildir durum. Bazen Demokles'in kılıcının gölgesinde verilen  -ki muhtemelen sızlatmıştır Demokles'in kemiklerini-  karara uyulmaması, uymayanlara, işlerinden-okullarından olmak ya da direnmek durumunda da biber gazı, cop olarak geri döner.

      Bu problemler yıllarca yaşandı bu ülkede, ta ki bu problemlerin mağdurları tarafından iktidara getirilen ‘mağdur'ları, olaya el atana dek.  Bir umut yeşermişti Allah emretti diye başını örtenlerin yüreğinde. Bir umut, Allah'ın emrini yerine getirebilme umudu. Ama yine, şimdilik, rafa kaldırıldı.

      Evet kısaca sorun bu, İslam dininin bir emri var örtünme diye, e haliyle Müslümanlar bu emre uyarlar ve örtünürler, bayanlar da örtünürken saçlarını kapatmak için bir örtü kullanırlar. Bir örtü diyorum çünkü adını söylemek bu ülkede ciddi bir problem. Türban deseniz bir dert, başörtüsü deseniz ayrı bir dert. Ama türban, başörtüsü, başa bağlanan bez ne derseniz deyin çokta önemli değil indi İlahide. Ama beşeri sistemlerde önemli ki adı "türban" diye bir türlü hazmedilemiyor. Takanlarda türlü baskılara uğradılar, ısrarla ötekileştirildiler ve bu ötekiler gün geldi iktidara geldiler. Etki tepki mekanizması işledi ama bu defa tersten. AKP hükümetine oy verenlerin çok büyük bir bölümü bu ve benzeri sorunlara bir çözüm bulunması için oy vermişlerdi ve haliyle sıkıştırmaya başladılar AKP'yi. AKP iktidarının ikinci döneminde olaya el atıldı ve Anayasada yasaklanmamış bir durum için Anayasada bazı değişiklikler yapıldı. Bu değişikliklerle bu sorunlar çözülecekti. Tabi AKP ve MHP ortak bir şeyler yapmış ve DTP destek vermiş ya Kronik Muhalefetin dünyaca ünlü temsilcisi CHP boş dursa olurmu hiç. Alarmı çalan Baykal ve şürekası soluğu Anayasa Mahkemesinde aldı.

      Anayasa Mahkemesi bir karar verdi, Gerekçeli kararda, şöyle denildi:

     "Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları gözetildiğinde, Anayasa'nın 10. ve 42. maddelerinde yapılan düzenlemenin, yöntem bakımından dini siyasete alet etmesi, içerik yönünden de başkalarının haklarını ihlale ve kamu düzeninin bozulmasına yol açması nedeniyle laiklik ilkesine açıkça aykırı olduğu sonucuna ulaşılmıştır..." diye devam eden kararın özeti bu cümleler.

     Şimdi bu kararın alınmasında AKP kadrosunun geçmişlerinin etkisi yok, tamamen fevri desek yanılmış oluruz. Mesela türbanlı öğrencilerin üniversitelere alınması-alınmaması tartışmaları devam ederken başbakan Tayip Erdoğan 14 Ocak'ta İspanya'da yaptığı "...velev ki siyasi simge olsun..."  açıklaması talihsiz bir açıklamaydı  ya da en azından zamanlama yanlıştı. Çünkü yasağın en büyük gerekçelerinden biri türbanın dini bir vecibe olmasından çok siyasi bir simge olduğu iddiasıydı. Ve epey kabul gören bir gerekçe idi. Başbakan o gereksiz açıklamayla, bu iddiada bulunanların ekmeğine yağ sürdü. Çünkü o açıklama Türkiye'de epey bir ses getirdi ve Anayasa Mahkemesinin bu kararına ciddi bir dayanak oluşturdu. Ve böylece çoğunluğu türban yanlılarının oy verdiği AKP istemeyerek (ya da bilerek) "türbana yasak getiren" parti oldu.

      Hasılı kelam olan yine sıradan vatandaşa oldu. Üst tarafta problem yok. Cumhurbaşkanının, başbakanın eşlerinin, kızlarının başı türbanlı ve bir sorun yaşamıyorlar. Tek farkları var sıradan vatandaşlardan, sıradan vatandaş üniversiteye alınmadığı zaman okuyamıyor çünkü alternatifi yok, ama başbakanın kızları Amerika'da sorunsuz bir şekilde okuyor.  Gerçi oğlu da Amerika'da okuyor ama herhalde kız kardeşleri yalnız kalmasın diye gitmiştir, türban yüzünden değildir. İşte böyle önemsiz farklar var sıradan vatandaşla onlar arasıda. Başındaki örtü yüzünden üniversite kapısından çevrilen ya da işinden çıkarılan bir bayan bazen evin okumak ya da çalışmak zorunda olan tek çocuğu olabiliyor ve bu yüzden bazı hayatlar değişebiliyor ya da berbat olabiliyorken bir diğer türbanlı insan ya da "first lady" nin  bir defada giydiği giysiler, ayakkabısı ve türbanının dolar bazında ederiyle beş on tane bu durumdaki aileyi beş'e on'a katlayabiliyor.

       Düşünsenize birilerinin bazı sorunları yüzünden-sayesinde bir yerlere geleceksiniz, onlar o sorunlarla cebelleşirken siz başka hesaplara dalacaksınız...

       Düşünsenize siz baştan bir devlet kuracaksınız, bu devletin temellerini, cepheye sırtında mermi taşıyanların sayesinde atacaksınız ve aradan yıllar geçecek, o, cepheye sırtında mermi taşıyanların istisnasız tamamının başında, ta o zamandan beri var olan bir örtüyü, bu devletin temelleriyle çelişiyor diye yasaklayacak, takanlara türlü işkenceler yapacaksınız.

       Ne trajedi ama...

       Anayasa Mahkemesinin 9 üyesinin onay verdiği gerekçede bence en önemli bölüm ‘'Türban diğer öğrenciler için baskıdır'' yorumunun yapıldığı  ve ‘' Bireysel bir tercih ve özgürlük kullanımı olsa da, kullanılan dinsel simgenin tüm öğrencilerin bulunmak zorunda olduğu dersliklerde, farklı yaşam tercihlerine, siyasal görüşlere veya inançlara sahip insanlar üzerinde bir baskı aracına dönüşmesi olasılığı bulunmaktadır'' denildiği bölüm.

       Tabi bu tespit yapılırken İnsan Hakları Avrupa Mahkemesinin, Leyla Şahin davasında verdiği karara atıfta bulunuluyor zira o kararda da gerekçe aynı. Neymiş efendim 50 kişi, 60 kişi 100 kişinin olduğu bir sınıfta iki tane başı örtülü insan olursa bu iki kişinin başındaki örtü geriye kalan bütün öğrenciler üstünde bir baskı oluşturacakmış. Ve bu baskı palanlıymış, bir süre sonra öğrenciler birer ikişer örtünmeye başlayacaklarmış da sayıları artınca da laik cumhuriyeti yıkıp yerine şeriat devleti kuracaklarmış.

       Vay vay vay bu ne müthiş bir ileri görüşlülük. Ağlamak istiyorum. Komediye bakın. Bu tespitler bu ülkenin en önde gelen kurumları ve bu kurumların temsilcileri tarafından dile getiriliyor ve sonrada deniliyor ki "vay biz neden geri kaldık". Valla bence bu kafayla sizin buraya kadar gelebilmiş olmanız bile bir mucize.

       Popüler tabirle "Mahalle Baskısı" olur diyorlar. Nedir "Mahalle Baskısı" denen şey? Bilimsel literatürde "Sessizlik Sarmalı" diye geçer. Teori, Alman sosyolog Elisabeth Noelle Neumann'a ait. İnsanların "azınlıkta olduklarını" hissettiklerinde neden fikirlerini ifade etmekten çekindiklerini açıklıyor. Dikkat ettiyseniz "azınlıkta" olan insanlar sarmaldan etkileniyor yapılan tanımda. Sadece Neumann'da değil, bu konuda ciddi araştırmalar yapmış Solomon Asch'in "Gruba Uyum" deneylerinde de,  Amerika'da yaşayan Türk Psikolog Muzaffer Şerif'in deneylerinde de açıkça görüleceği gibi "Sessizlik Sarmalı"na dolananda "Mahalle Baskısı"na maruz kalanda azınlıklar. Yani diğer bir ifade ile böyle bir etkilenme olacaksa türbanlılar etkilenir, türbansızlar değil.

       Açıkça görüldüğü gibi bilimsel bir teori tersyüz edilmiş ve karşı argüman olarak kullanılıyor. Böyle yapılması normal çünkü bu yasağı herhangi bir bilimsel teoriyle, bir mantıksal dayanakla açıklayamazsınız.

       Şimdi burada "Sessizlik Sarmalı"na uzun uzadıya değinmeye gerek yok. Ama kısa olarak, genel prensiplerine göz attığımızda bu yasaklara gerekçe olamayacağını anlarız. Ve aynı zamanda şunu da anlarız, madem "Mahalle Baskısı" bu kadar önemli neden farklı alanlara da uygulanmıyor. Mesela açık giyinmek, açık giyinmeyenler üzerinde baskıya neden olabilir pekala. Her türlü ahlaksızlık alenen yapılıyorken neredeyse hiç müdahale söz konusu değil. Demek ki meselenin başka boyutları var, kimse boşuna bizi böyle komik gerekçelerle kandırmaya kalkmasın.

       Leyla Şahin davası AİHM'de görüldüğü zaman mahkemedeki Türk yargıç Rıza Türmen idi. Rıza Türmen " Eğer bir öğrenci derste türban takarsa, diğer öğrencilere baskı olur" diye düşünerek Leyla Şahin aleyhine karar vermiş.

        Ben geçen yıl İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesinde Rıza Türmen ve Türkiye'nin en iyi Anayasa profesörlerinden biri olan Fazıl Sağlam ile sohbet ederken konu türbana geldi, daha doğrusu ben getirdim konuyu oraya, tabi Rıza Türmen gerekçesini tekrarladı ve Fazıl Sağlam'da destekledi Türmen'i. Bende Rıza Türmen ve Fazıl Sağlam'a dedim ki "Hocam, demin buraya gelirken okulun bahçesinde alenen öpüşen bir çok  öğrenci gördüm ve bu "olağan" bir manzara ve ben bir öğrenci olarak bundan rahatsız oluyor ve kendimi baskı altında hissediyorum. Neden beni baskı altına alan bu durum engellenmiyor ?" dedim. 

       Cevap oldukça ilginçti. Çok değerli hocalarımın ikisi birden şöyle dedi, " Aman kavga etmesinler de, öpüşsünler"

       Bunu tasvip etmesem de belki görmemezlikten gelebilirim ama asıl Hakan Abi'nin dediği gibi,

       "Giyinmek için örtünenleri" ayıplayanların, sosyal sevişmeleridir canımı sıkan....

        Sinan Aygül

        sinanaygul@gmail.com
        http://www.bitlishaber.net/haberdetay.php?hb=1040

 

0
0
0
Yorum Yaz